Archive for Nisan, 2008

Digitürk’ünüz olmayabilir, dvd’lerini izlememiş, kısacası bu diziyi hiç görmemiş olabilirsiniz. Sorun Değil! bu yazı, LOST’un nasıl ve ne çeşit bir fenomen haline geldiğini anlamak isteyenler için bir rehber
Bir uçak kazası olur ve bir grup insan ıssız bir adaya düşer… Klasik, değil mi? Oysa bu temelle başlayan bir televizyon dizisi, yani Lost (Kayıp) şu anda Azerbaycan’dan İspanya’ya, Rusya’dan ABD’ye kadar uzanan geniş bir coğrafyada milyonlarca insanda ‘hastalık’ haline gelmiş durumda… “Peki niye?” Bu sorunun gerçekten “onlarca yanıtı var”. Her şeyden önce dizi, pek çoğumuzun içinde var olan “doğada bir başına kalma” korkusunu didikliyor… İnsan “Ben o adaya düşseydim ne yapardım?” gibi sorgulamalar içine giriyor.
Her dilden, her milletten!
Sonra… “Lost”ta bir dizide olması gereken her şey var; yakışıklı erkekler, güzel kızlar, gizem, aşk, entrika, eşsiz manzara, doğa üstü güçler ve insanın içinde söndürülmeyen bir merak ateşi yakan gizem… “Televizyon dünyasının en büyük yapbozu” olarak adlandırılan dizi, her bölümde insanın eline farklı bir parça veriyor. Ama o yapboz parçaları çok nadir bir araya geliyor ya da “parçalar bütünden fazla ediyor”.
Bir dizide, bir sır ne kadar gizli kalabilir ki? Bir, hadi bilemediniz 5 bölüm sonra açığa çıkar. Ya da seyirci gizemleri görür ve dizi kahramanlarının o sırrı bilmeyişiyle çırpınışlarını izler değil mi? Oysa “Lost”ta öyle mi? Her bölüm, insanın kafasında soru işareti yaratacak bir sonla bitiyor, yanıtı almak için sonraki bölüme geçtiğinizde kâğıdınıza yeni sorular yazılıyor!
E böyle olunca da en normal insan bile “teori manyağı” oluveriyor. İnsanlar çevrelerinde “Lost” izleyen ve sorularına yanıt, dertlerine derman olabilecek, teorilerini paylaşacak insanlar aramaya başlıyor. Bu da yetmiyor pek çok “Lost” fanatiği internet üzerinde forumlar oluşturup milletler arası bir tartışmanın ortağı oluyor. “Lost” efsanesi bir kartopu gibi büyüyor…
“Numaralar” burada da bitmiyor. Karakterlerin çeşitliliği de fanatizme ayrı bir anlam katıyor. Adada Kore’den ABD’ye, Irak’tan Fransa’ya pek çok farklı ülke, dil ve dine sahip insan var bir kere… Hinduizm, Budizm ve Taoizm’den Yunan mitolojisine, Müslümanlık’tan Hıristiyanlık’a geniş bir alanda yüzüyor adadakiler…
Dostoyevski’den Hemingway’e, Charles Dickens’tan Stephen King’e pek çok yazara göndermeler yapılarak “dizi hastası olmanın ezikliğini hisseden” okumuş izleyicilerin gazını alan senaristler, “aşk, entrika, suç, ihtiras, dövüş ve tesadüf”lerle de her kesimden izleyiciyi çekiyor.
“Lost”, Türkiye’de CNBC-e’de gösterilen pek çok başarılı Amerikan dizisinin “bisküvilerini ayırıp kremasını yemiş” sanki. Prison Break’teki “kaçış ve planma”, The 4400 ve X Files’daki “The Others-Diğerleri” kavramı, Smallville’deki “doğaüstü güçler” dizinin ana öğelerinden…
DVD’si çıkınca ‘patladı’
Bir de senaryonun “çift zamanlı” ilerlemesi durumu var ki o da tadından yenmiyor! Kısaca “Lost” bir oyun, ama izleyici mi onunla oynuyor, o mu bizimle dalga geçiyor belli değil! Tabii bu etki, bölümleri üst üste izleyenlerde daha büyük oluyor.
Lost aslında Türkiye’de Digitürk’ün Dizimax kanalında 2005′te gösterilmeye başlandı. Ancak Türkiye’de büyük bir hayran kitlesine ulaşması daha çok DVD’lerinin elden ele dolaşmasıyla oldu.
Ve şimdi 3. sezonun başlamasıyla “Bu adamlar bu senaryoyu nasıl toparlayacak?” sorusu da yeniden günyüzüne çıktı. Oysa”Sana ne!” koltuğunda otur, izle, bekle değil mi? Yok olmuyor; “Lost”un aktif izleyicisi “çok bilinmeyenli bir denkleme dönüşen” dizinin bir çözüme ulaşıp ulaşmayacağını gerçekten kendine dert ediyor.
“Lost” hakkında her yazı yazan da, bunun suya yazı yazmaktan farksız olduğunu, bir bölüm sonra her şeyin silinebileceğini biliyor. Yine de hiç “Lost” izlememiş olanlara soruluyor: Lost’un kör kuyularında merdivensiz kalmaya hazır mısınız?
Fanatizmin boyutlarını görmek için…
# TV kanalının müdürünü koltuğundan etti: Her şey 2004′te başladı. abc’nin o dönemdeki genel müdürü Lloyd Braun “adaya düşen uçaktan kurtulanların başına gelenlerle” ilgili bir dizinin siparişini verdi. Ancak pilot bölüm çok pahalıya çıkınca müdür Braun dizi yayımlanmadan görevinden alındı.
# İzleyici ve ödül sayısı katlanarak arttı: 22 Eylül 2004′te abc’de yayımlandığı gün 18.6 milyon izleyiciyi ekran karşısına çeken dizi, 21 Eylül 2005′teki ikinci sezon açılışında 23 milyon izleyiciyle rekor kırdı. 2005′te Emmy, 2006′da Altın Küre’de “En İyi TV Drama” ödüllerini topladı. Üçüncü sezon başladığında “sadece bir internet sitesinin” karşısında diziyi CD’ye çekmek isteyen 110 bin kişi vardı.
# Dünya ikincisi: 2006 araştırmalarına göre dünyanın en popüler 2. dizisi. Birinci ise suçluların izini sürenlerin dizisi “CSI”.
# Dizi içinde dizi! J.J. Abrams, Damon Lindelof ve Jeffrey Lieber tarafından yaratılan dizi, başka dizilerde bile yerini buldu. “The Office” adlı dizideki “Dwight Schrute” karakteri de Lost hastası! Pek çok diyaloğunda diziden bahsediyor.
# Her yerde o sayılar var: Dizide 6 önemli rakam var. Toplamı 108 eden bu rakamlar (4+8+15+16+23+42), 108 saniye içinde bilgisayara girilmezse “kötü şeylerin” olacağı düşünülüyor. Dizinin yaratıcıları bu sayıları fanatik izleyiciler için dizinin dört bir yanına yerleştirmiş. Örneğin Hurley’nin uçağa yetişmeye çalıştığı sahnede görülen futbolcu kızların formalarında (üstte) ya da Anna Lucia’nın görev yaptığı polis merkezinin otoparkındaki arabaların üzerinde bu numaraları görmek mümkün. Sadece birkaç saniye için… Ama fanatikler bunu da fark ediyor, fotoğrafını çekip internette yayımlıyor…
# Yukarıda bahsettiğimiz rakamlarla ilgili teorilerin ardı arkası gelmiyor… Bu rakamların Tevrat’tan ayetler ya da birer koordinat olduğu ve girildiğinde adanın yerini gösterdiği gibi binlerce teori var.
# Siyah dumana dikkat: Dizinin efsanevi sırlarından biri de adanın siyah dumanı. Bu dumanın içinde zaman zaman insan yüzleri ya da bazı görüntüler beliriyor(muş). Biz de bunu, görüntüleri kara kare dondurup yayımlayan fanatik izleyicilerden öğreniyoruz… (Google’e “Black smoke lost” yazınca görülebiliyor)
# Ti’ye alan da çok: ‘Ciddi’ diziyle dalga geçen, karakterleri karikatürize edenler de yok değil. ‘South Park’çılar karakterleri ti’ye alan bir ‘Lost Park’ posteri hazırladı; internette Lost karakterleriyle dalga geçen, karikatürlerini çizen pek çok site var. Ayrıca dizide Walt’ın okuduğu çizgiroman da internette kendine yer buldu.
# Adın da çok anlamlı!: Dizinin belli başlı karakterlerinin isimleri de bir anlam taşıyor. Kazazedelere çoğu macerada rehberlik eden Dr. Jack Shepard’ın soyadı “Çoban” anlamına geliyor, en sağlam kadın karakter Kate Austen de ismini 19. yüzyılın önemli anarşist feministi Kate Austin’den alıyor gibi… Eski bir asker olan Iraklı Sayid’in soyadı Jarrah, Arapça “operatör” anlamına geliyor. Dizinin ‘bıçkın’ karakteri Sawyer’ın adının anlamı ise “Bıçkıcı, kesici.”
# 6 bölüm yayımlandıktan sonra dizinin 3. sezonuna 13 haftalık bir ara verilecek. Sezonun ikinci bölümü Şubat 2007′de yayımlanmaya başlanacak.
# Dizinin 3. sezon tanıtımları pek çok ülke için, o ülkenin dilinde seslendirildi. Jack ve Hurley Rusça konuştu.
# Bu yazı yayıma hazırlanırken www.youtube.com adresinde 35 bin 946 ‘Lost’ görüntüsü, bize büyük faydası olan eksisözlük’te ise 76 sayfa vardı.
# Diziyle ilgili her şey, her link bu sitede: “http://www.lostlinks.net”
# Binlerce adresin yer aldığı bu siteden forumlara, oyunlara, fotoğraflara, karikatürlere, çevirilere, tezlere, alışveriş yapabileceğiniz adreslere, karakterlerin kişisel adreslerine ulaşabilir, adaya düşenlerin günlüklerini bile okuyabilirsiniz!
# En iyi 2 Türkçe site: http://losttr.6te.net http://www.yuzsekiz.com/
# Dizideki her konunun ‘gerçekmiş gibi’ bir web sitesi var!: Yapımcılar dizideki hemen her konu hakkında web sayfası yaparak, senaryonun gerçekçiliğini arttırmış! Şöyle örnekleyelim, dizinin ana karakterlerinden Charlie’nin müzik grubu “Driveshaft”ın internette bir sitesi var. Siteden şarkılara, Charlie’nin (solda) hayranlarıyla fotoğraflarına bile ulaşılıyor: http://www.driveshaftband.com
# Lost’taki Hanso Vakfı’nın sitesi: http://thehansofoundation.org
# Diziyi izleyenlerin çokça merak edeceği Dharma’nın sitesi: http://www.thedharmainitiative.info/
# Oceanic Havayolları 10 yıldır televizyon dizileri ve filmlerde kullanılan hayali bir şirket. Ama Lost ile efsaneleşti. Havayollarının sitesinin her yerinde bir şeyler gizlenmiş durumda, “şişelerin içindeki mesajlardan” teorilere kadar pek çok şey bulmak, uçakta yer ayırtmak mümkün. “http://www.ocenicflight815.com” ve “http://www.oceanic-airlines.com”
# Adanın haritasına bakmak isterseniz: “http://rapidshare.de/…90/lost_the_island.rar.html”
‘LOST’LAR ALIŞVERİŞTE GÖRSÜN!
# Sıcak su konulunca rengi değişen bardak: Lost’un yaratıcıları, dizinin gördüğü ilgiyi ürünlerle de besliyor. Dizide görülen hemen hemen her şey ve fazlası satılıyor, alıcı da buluyor. Dizi karakterlerinin birer küçük kopyası olan konuşan bebekler (sağda Hurley’ninki var), şapka, tişört, anahtarlık, poster, imzalı fotoğraf, yapboz, DVD ve bilgisayar oyunları, en çok satılanlar. Dizide yenilen “Apollo” marka çikolatalar ile üzerinde dizideki numaraların yazılı olduğu, içine sıcak bir içecek konulduğunda renk değiştiren bardaklar ilginç ürünlerden… http://www.everythinglost.co.uk/ ürünlerin görülebileceği en kapsamlı sitelerden biri.
# Bir pakette onlarca ürün “http://www.creationent.com/lost/index.htm” adresinden ulaşılabilecek ‘fan club kit’leri satın aldığınızda birçok Lost eşyasına bir anda sahip olabiliyorsunuz.
# Bölümleri ‘indirin’ “Lost”un her bölümü, abc’de yayımlanmasının ertesi günü internetten indirilebiliyor.
# Ölü yazardan roman: Mart 2006 itibariyle Lost ile bağlantılı 4 roman piyasaya çıktı. “Endangered Species”, “Secret Identity” ve “Signs of Life” ve “Bad Twin”! Bad Twin adlı kitabın yazarı Gary Troup. Burada ilginç olan nokta şu: Kitabın kapağına göre Troup, Oceanic’in 815 numaralı uçuşunda hayatını kaybetmiş yazarın ilk romanı!
# Dergisi bile çıkıyor Dizinin bir de dergisi çıkıyor. Şu an sadece ABD ve Kanada’da satılan derginin geçmiş sayıları, kapakları ve içindekilere şu adresten bakılabilir: http://lostpedia.com

Ekranların fenomen dizisi Lost’un yıldızı Evangeline Lilly’nin evinde televizyon olmadığını biliyor muydunuz? İşte Lost’un yıldızı Lilly’nin bilinmeyenleri:
Yolda yürürken Ford Mankenlik Ajansı tarafından keşfedildi.
Modellik yapmak istemeyen Lilly, ilk olarak LiveLinks adlı bir çöpçatan hattının televizyon reklamlarında oynadı.
Lost dizisinde rol alması kararlaştırıldıktan sonra uzun süre çalışma vizesi almadığı için Amerika’ya giremedi. Dizi ekibi başka oyuncu ararken son anda vizesi onaylandı.
Hokey oyuncusu Muray Hane ile evlenip ayrıldıktan sonra Lost’tan rol arkadaşı Dominic Monaghan’la nişanlandı.
Arkadaşları ona Monkey (maymun) diyor çünkü ağaçlara tırmanmayı çok seviyor.
Yalnız kalmaya bayılıyor. Dindar bir ailenin çocuğu olan Lilly, küçüklüğünden beri televizyon izlemiyor. Evinde televizyon yok.
Yeni sezon başladı Lost fanatikleri bayram ediyor

Amerika’dan sonra, gösterildiği her ülkede izleyenleri ekran başına kilitleyen ‘Lost’, üçüncü sezon bölümleriyle Digitürk’te yeniden hayranlarıyla buluştu. Ülkemizde de geniş bir hayran kitlesi bulunan dizinin yeni sezonu, Amerika’da fırtınalar estiriyor. İşte, fanatikleri için Lost’un dünden bugüne hikayesi…
Televizyon icat olduğu günden beri Amerikalı dostlarımız sağolsun, her zaman bizi oyalayacak bir dizi mutlaka buluyor. 60′larda ‘Görevimiz Tehlike’, 70′lerde ‘Kaçak’, ‘Charlie’nin Melekleri’, 80′lerde ‘Mavi Ay’, ‘Miami Vice’, 90′larda ‘Kuzeyde Bir Yer’, ‘X Files’, 2000′lerde ‘The Sopranos’, ‘Desperate Housewives’ ve bu zincirin son halkası ‘Lost’! Hem Amerika’da hem de ülkemizde şu sıralar bir ‘Lost’ fırtınası esiyor. 4 Ekim’de Amerika’da üçüncü sezonu başlayan (Bizde de 26 Aralık’ta başladı) dizi, gerek oyunculukları, gerek çekimleri, gerekse de öyküsüyle son derece kaliteli bir yapım. İlk iki sezonu (birinci sezon 24, ikinci sezon ise 23 bölüm) ABD’de her hafta ortalama 20 milyon izleyiciyi ekran başına toplamayı başarmış. İngiltere’de dizinin ilk bölümü 6 milyon kişi tarafından izlenmiş ki bu Kraliçe’nin ülkesi için bir rekor! Dizinin konusu kısaca şöyle; Oceanic Havayolları’na ait 8-15 sefer sayılı yolcu uçağı Avustralya-Amerika seferi sırasında Büyük Okyanus’ta bir adaya düşer. 48 yolcu kurtulur! Ada bildiğimiz adalardan değildir. Yolcular da adanın bildiği yolculardan değildir. Her şey gizemli bir hal alırken, yolcular da adadan bir türlü kurtulmayı başaramaz…
SENARYOSU SÜREKLİ ŞAŞIRTIYOR
Aslında Lost’la ilgili yazılacak tonla şey var; adadaki kutup ayısından başlayıp, lanetli sayılara, kahramanların okudukları kitaptan dinledikleri şarkılara kadar! Dev bir labirent gibi bu dizi; çıkışı bulayım derken daha da içine dalıp, daha da kayboluyorsunuz. Gerçi sıradan bir izleyici için bunların çok da önemi yok! Çünkü her bölümün sonunu insanın midesine kramplar sokan bir merak unsuruyla bitiren senaryo ekibi de, daha nereye kadar gideceklerini bilmiyor! ABC televizyonunun yöneticisi Lloyd Braun’un bu sıradışı hikayesini; J.J Abrams ve Damon Lindelof kağıda dökmüş. Lindelof, dizinin pilot bölümünün, oyuncu seçimi, senaryo, çekim, kurgu dahil 11 haftada yaklaşık 14 milyon dolara mal olduğunu anlatıyor.
NORMAL BİR ADAYA DÜŞMEDİLER
Lost, yayınlandığı akşam Amerika’da 19 milyona yakın izleyiciyi ekran başına topladı. Bu sayı ortalama 28-30 milyon izleyici çeken ‘Crime Scene Investigation’a nazaran azdı ama kanal izlenme oranlarından memnun kaldı ve Lost çok geçmeden bir fenomen olarak televizyon tarihindeki yerini aldı! İnternette açılan hayran siteleri, forumlar ile dizinin ünü kulaktan kulağa yayıldı. Lost’un genç yaratıcıları J.J Abrams ve Damon Lindelof, dizinin geldiği noktadan memnuniyetlerini dile getirseler de başlangıçta ne yazacakları konusunda hiçbir fikirleri olmadığını söylüyor. Lindelof o günleri şöyle anlatıyor: “Adaya düşen bir uçak ve kurtulanlarla ilgili bir hikaye istendiğinde J.J’le farklı bir şey yapalım istedik. Ada normal bir ada olmazsa ve yolcular adadan da garip olursa elimize bir çok done geçeceğini düşündük. İkimizin de çok iyi birer ‘Alacakaranlık Kuşağı’, ‘X Files’ izleyicisi olmamız dizinin hikayesinin gelişmesine oldukça katkıda bulundu.” Abrams ve Lindelof oyuncuları seçerken de farklı bir yol izlemiş. Seçmeye gelen oyunculara önce diğer roller okutulmuş. Hatta çok beğendikleri bazı oyuncular için karakterler yaratılmış. İkili, Jorge Garcia’yı ‘Curb Your Enthusiasm’ dizisinde görüp mutlaka Lost’ta olmalı diyerek onun için ‘Hugo Hurley Reyes’ karakterini yazmış. Seçmeler sırasında Yunjin Kim’i o kadar sevmişler ki orijinal senaryoda Japon olan evli çifti Güney Koreli’ye çevirmişler. Damon Lindelof, bölüm hikayelerinin nasıl çıktığını da şöyle anlatıyor: “Senaryo toplantısında bu bölümde kimin öyküsünü anlatalım diye başlıyoruz. Karaktere karar verdikten sonra da öykünün adayla bağlantısını nasıl yapacağımızı kararlaştırıyoruz. Sonrası geliyor…”
Ünlülerden diziyle ilgili görüşler:
Aslı Tandoğan (Oyuncu): Yayınlanmadan getirtiyorum
Başından beri takip ediyorum. Türkiye’de yayınlanmadan bölümlerini Amerika’dan getirtiyorum. Arkadaş çevremde çok popüler. Senaryosu çok başarılı. Düğümü çözdüğünüzü düşündüğünüz her an iyice karışıyor işler…
Ayça İnci (Oyuncu): Kaçırmadan izliyorum
Başından itibaren izliyorum. Çok beğendiğim bir dizi. Kurgusu, çekim kalitesi, senaryosu, oyunculuklar çok başarılı. Kaçırmamaya çalışıyorum. Kaçırdığım zaman kayıttan izliyorum. Bende zaten bütün eski bölümleri mevcut.
Cem Davran (Oyuncu): Ben pek sevmedim
Etrafımdaki herkes izliyor diye ben de oturup izledim. Ama pek sevemedim. Ben daha çok 24′ü seviyorum. Daha gerçek ve sıcak geliyor. Lost, doğaüstü olaylarla dolu. Bana Amerikan fabrikasyon işlerinden biri gibi geliyor.
Birol Güven (Senarist): Dizi merak uyandırıyor
Bence Lost, dünyanın içinde en çok merak unsuru olan dizisi. Ben bu yönünü çok beğeniyorum. Bir sonraki bölümü merakla bekletme işini Amerikalılar iyi başarıyor. Bir de dizinin gerçek mi gerçeküstü mü olduğuna karar veremiyor seyirci. Artık finalde göreceğiz.
Lost in Lost
LOST’U, İLK İZLEDİĞİNİZ GÜNDE YAŞADIĞINIZ HEYECANI, ÜÇÜNCÜ SEZONDA DA KORUMANIZ İÇİN BİRKAÇ ÖNERİMİZ VAR
Lost başarılı bir yapım olmaktan öte, milyonlarca kişi tarafından çözülmeye çalışılan dev bir bulmaca olarak televizyon tarihine damgasını vuruyor. İzleyenlerin büyük çoğunluğu, birer dedektif edasıyla dev bulmacayı çözüme ulaştıracak ipuçlarını topluyor. Dizinin başarısında, izleyicinin en zayıf yanlarından biri olan ‘merak’ unsuru her zaman ön planda tutuluyor. Ayrıca bölümler arasında keşfe açık gizli ipuçları, izleyicilere sürekli olarak ‘ben zekiyim’, ‘ben gördüm’, ‘ben keşfettim’, ‘ben yakaladım’ gibi kişisel tatmini yüksek duyguları aşılıyor. Öyle ki bir süre sonra etrafınızdaki herkes Lost teorisyeni olup çıkıveriyor.
Dizinin popülerleşmesinin ardında yatan önemli faktörlerden biri de yapılan sanal yatırımlar. Dizide görüntülenen en ufak ayrıntılar için bile gerek internette, gerek televizyonda gerçeklermiş gibi tanıtım çalışmaları yapılıyor. Bu sayede dizinin günlük yaşama entegrasyonu ve yayınlanmadığı zaman aralıklarında bile sürerliliği sağlanıyor. Örneğin dizide Dharma logosu bulunmayan nadir ürünlerden biri olan Apollo çikolataları için hazırlanmış bir internet sitesi bulunuyor. Bu ufak bir ayrıntıya ait bir yatırım. Bunun dışında yine internette dizi kurgusuna paralel olarak hazırlanmış farklı sitelerde var. Gerçeklik payı bulunmayan bu siteler aynı zamanda dizi ile ilgili birçok ipucunu da barındırıyorlar.
www.apollocandy.com
www.thehansofoundation.org
www.valenzettiequation.com
Diziyi izleyen kitlenin tümü, dizi karakterlerinde olduğu farklı profillere sahip. Favori olan dizi karakterlerini tespit etmeye yönelik anketler de bu düşünceyi güçlendiriyor. Örneğin Türkiye’de yaklaşık 7500 internet kullanıcısının cevapladığı bir ankete göre (www.yuzsekiz.com), en beğenilen karakterler Sawyer (%28), Jack (%24), Sayid (%16) ve Locke (%11) sırası ile diziliyor. Yani alışılagelmiş dizi formatlarından farklı olarak dizinin bir esas oğlanı bulunmuyor. Karakterlere bakıldığında yakışıklı erkekler ve güzel kadınlar ön planda. Daha sonra izleyicilerin kendilerinden birşeyler bulabileceği ara karakterler geliyor. Karakter profillerindeki bu renklilik dizinin izlenirliğini artırıyor. Bu sayede yapımcılar karakter geçmişlerine ait görüntüleri rahat bir şekilde bölüm aralarına monte edebiliyor.
Diziyi ilk günkü heyecanıyla izleyenlerin yanı sıra her yeni bölümde diziden uzaklaşarak, kendini ve çevresindekileri dizinin git gide bocaladığı yönünde şartlandıranların sayısı göz ardı edilmeyecek kadar fazla. Yazının bundan sonraki kısmında diziyi ilk günkü heyecanınız ile izleyebilmeniz için öneri niteleğinde açıklamalar bulunuyor.
ÜÇÜNCÜ SEZON ÇOK SIKICI
Üçüncü sezon hakkında en çok yapılan yorum, bu sezonun sıkıcı olduğu ve geçmiş sezonların yerini tutmadığı yönünde. Halbuki birinci, ikinci sezon hatta üçüncü sezonu çılgınlar gibi sabahlara kadar, üçer beşer bölümlük seanslar halinde izlerken ne güzeldi değil mi? Evet üçüncü sezonun sıkıcı olmasının nedenlerinden biri bu. Yani bölümleri hiç beklemeden art arda izleyenler üçüncü sezona geldiklerinde çılgına dönüyorlar. Çünkü her bir bölüm için bir hafta beklemek, daha sonra o bölüm için hummalı bir download çalışmasına girmek ve ardından ihtiyaç halinde o bölüme ait altyazıyı bulmak gerekiyor. Bir haftalık bekleme sürecinin ardından türlü zahmetle edinilen bölüm izlendiğinde 40 dakika bir anda geçiveriyor ve izleyiciler bu durumdan sıkılmaya, hatta dizinin eski hızını kaybettiğine inanmaya başlıyor. Özetle bir hafta beklemenin yarattığı sıkıcı durum diziye yansıyor. Halbuki diziyi ilk bölümünden itibaren haftalık olarak takip edenler için Lost her zamanki hızıyla ve heyecanıyla devam ediyor.
DİKKAT SPOILER
Dizinin en büyük düşmanlarından biri spoiler. Yani bir bölüm hakkında o bölüm yayınlanmadan hatrı sayılır derecede bilgi sahibi olmak. Spoiler takibi önceleri zevkli olabiliyor. Bir hafta beklemek yerine yeni bölüm hakkında önceden birşeyler öğrenmek izleyicilerin hoşuna gidiyor. Fakat bölümü izledikten sonra daha önceden aldıkları spoiler bilgiler yüzünden bölüm inanılmaz sıkıcı ve boş gelebiliyor. Örneğin bir bölüm yayınlanmadan önce spoiler bilgi olarak Jack’in öleceğini öğreniyorsunuz. Bölümü izlemeye başladığınız andan itibaren sürekli olarak Jack’in öleceği sahneyi beklediğiniz için dizinin heyecanını kaçırıyor ve dizinin en önemli kısmını bildiğiniz için dizi bittiğinde bu kadarcık mı diyerek diziyi kötülemeye başlıyorsunuz. Eğer ilk günkü heyecanınızı koruyarak diziyi izlemek istiyorsanız spoiler bilgilerden uzak durmalısınız. Spoiler bilgilere ek olarak yayınlanmamış bir bölüme ait görüntüleri içeren ‘sneak peek’leri de dizi keyfinizi kaçırmak istemiyorsanız kesinlikle tavsiye etmiyoruz. Çünkü diziyi en ufak spoiler bilgisi bile almadan izleyenler her bölümü merakla beklerken, bölüm sonrasında her zaman olduğu gibi ‘vay be’ diyebiliyorlar.
YÜKSELEN BEKLENTİLER
Dizi izleme keyfini kaçıran en büyük etkenlerden biri de yükselen izleyici beklentileri. Öyle ki bir noktadan sonra Lost izleyiceleri isyan edip “yeter artık” diye haykırabiliyorlar. Çünkü ellerinde cevaplanmamış onlarca soruya her bölümde yenileri eklenirken bunlardan sadece birkaçı cevaplanıyor. Halbuki dizi gayet sakin bir şekilde bu bölümde acaba neler açıklanacak yerine acaba bu bölümde neler olacak düşüncesiyle izlenirse eski tadından hiç birşey kaybetmiyor. Yani kendinizi her bölümde yeni soru işaretleriyle boğmayın. Bırakın dizi sizi yönlendirsin.
CEVAPSIZ SORULAR
Cevaplanmayan sorulara yönelilk farklı bir bakış açısı olarak; dizinin sonlanması için 4 yıllık bir süre olduğu unutulmamalı. Yani izlenilen her bölüm sonrası, “ne zaman cevaplanacak bu sorular?” diye yakınmayın. Yapımcıların soruları cevaplamak için hala en azından 3 yıllık süreleri var. Birçok cevaplanmayan sorunun yükselen beklenti ve gereksiz detaycılık sonucunda da ortaya çıktığını unutmayın. Dizide görülen her kareden bir anlam çıkarmaya devam ettiğiniz, en alakasız detaylar için teori üretmeye çalıştığınız sürece diziden uzaklaşırsınız. Daha önce de söylediğimiz gibi kendinizi soru işaretleriyle boğmayın. Eğer cevaplanmayan sorular konusunda dönüşü olmayan bir yola girmiş durumdaysanız tek yapmanız gereken yayınlanmamış bölümlere ve mantık ötesi teorilere bulaşmadan internette dolaşmak. Lost için hazırlanmış ve kaynak niteliği taşıyan sitelerde dolaşarak cevapsız sorularınızın aslında birçoğunun cevaplandığını görebilirsiniz.
Son günlerde üzerinde sıkça konuşulan konulardan biri Lost dizisi izlenme rakamlarının düştüğü. Sizler için 1. 2. ve 3. sezona ait izleyici rakamlarını araştırdık.
Rakamlara bakıldığında dizinin 1. sezon izleyici ortalamasının 16 milyon kişiden, 3. sezonda 17.8 milyon kişiye yükseldiği görülüyor. İzleyici sayısının düştüğüne yönelik görüşün kaynağında ise sezon prömiyerlerindeki dalgalanmanın etkisi büyük. 1. sezon prömiyeri 18.6 milyon kişi tarafından izlenirken, 2. sezon prömiyeri rekor bir rakamla 23 milyon kişi, 3. sezon prömiyeri ise 18.8 milyon kişi tarafından izlenmiş. Genel olarak değerlendirildiğinde ise ortalama rakamlara göre Lost dizisi 3. sezonda en fazla izlenme sayısına sahip. Yani ortalama izlenme değerlerine göre; Lost izleyici rakamlarının düşmediği ve 1. sezona göre, 3. sezonda dizinin 1.8 milyon izleyici kazandığı ortada. Prömiyer bölümlerinindeki dalgalanmanın en büyük nedeni ise Lost dizisi ile aynı saatte yayınlanan diğer programlar. Ortalama izleyici sayısının korunması adına, sezon yeri bölümleriyle Lost, bundan sonra Amerika’da saat 21:00 yerine 22:00′de yayınlanacak.
Dipnot: Lost dizisi, 20 farklı ülkede Informa Telecoms and Media tarafından yapılan 2006 yılı araştır sonuçlarına göre dünyada en çok izlenen diziler sıralamasında ikinci olarak duyuruldu. Birinci sırada CSI yer alırken, üçüncü sırada Desperate Housewives yer alıyor.
Rakamlar
Birinci sezon prömiyer - 18.6 milyon izleyici
Birinci sezon ortalama - 16 milyon izleyiciİkinci sezon prömiyer - 23 milyon izleyici
İkinci sezon ortalama - 15.5 milyon izleyiciÜçüncü sezon prömiyer - 18.8 milyon izleyici
Üçüncü sezon ortalama - 17.8 milyon izleyici
DİZİMAX kanalında gösterildiği ilk günden bu yana yabancı dizi tutkunlarının vazgeçilmezleri arasına giren ünlü Lost dizisinin yerli versiyonu çok yakında ekranlarımızda olacak. Lost’un yerlisini çekmek için yapımcı Ferdi Eğilmez kolları sıvadı. Grey’s Anatomy dizisinden kopyalanarak ekranlara getirilen Doktorlar dizisinin elde ettiği reyting başarısı, hem Show TV yönetimini hem de yapımcı Ferdi Eğilmez’i cesaretlendirdi. Yapımcı firma, yüksek bir prodüksiyon gideriyle çekilecek olan dizi için 13 bölüm yayınlanma garantisi istiyor. Eğer anlaşmada pürüz çıkmazsa, dizi, Kayıp adıyla Show TV ekranlarına gelecek. Lost’ta uçak kazası sonucu bir adada mahsur kalan insanların fantastik öyküleri anlatılıyor.
Lost 3. Sezon sona erdi; cevaplanması gereken soruları da arkasında bırakarak…
1. Bir silah “atışıyla” dinamitleri patlatmak mümkün müdür ?

“Diğerleri” ve “Kazazedeler” sahilde tam olarak savaşa başladılar. Kazazedeler, dinamit yığınlarını yerleştirdiler ve “Diğerleri” saldırıya geçtiğinde , tüfeklerini kullanarak dinamitleri patlattılar. Pelton’un uzmanlığına göre bizi bunun olabileceğine inandırmak için, yapımcıların bunu bu şekilde yapmaları gerekiyordu. “Dinamit, açık alanda yeterince etkin değildir” ve “dinamit yığınları patlamadan önce orada muhtemelen dağılacaktı”…
2. Bir “el bombası”, su altında gerçekten patlar mı?

Mikhail’in dokuz canlı olduğunu düşünmezsek, ilginç bir yaklaşım… Mikhail’in su altında bir el bombasını patlatması mümkün mü?
3. Birisinin boynunu gerçekten “bacaklarınızla” kırabilir misiniz?

Iraklı, işkenceci Sayid’in kendisini düşmanlara yakalatmasına izin verdiğini görmek, gerçekten ilginçti. Sayid’in, elleri arkadan bağlıyken, adamın boynunu ayaklarıyla kırdığına inanmak da çok zordu.
4. Rousseau’nun “telsiz (radyo) yayını”, gerçekten bir uydu telefonunu, sinyal alamaması için bloke edebilir mi?

Charlie, “The Looking Glass” (Ayna) istasyonundaki sinyalleri bozan cihazı kapatınca, kazazedeler ilk başta yine uydu telefonundan sinyal alamadılar. Çünkü, Rousseau’nun 16 yıldır yayınlanan “yardım çağrısı” buna engel oluyordu.

Kasım 2007 tarihinden bu yana grevlerini sürdüren Amerika yazarlar birliği grevi anlaşmayla son buldu.grevin ayrıntıları için buradan bilgi alabilirsiniz…Hatta bu grev yüzünden tarihinde ilk defa Golden Globe ödülleri sahiplerine törensiz verildi.Oscar ödül töreni tehlikeye girmişti.
Dizilerin sezonları biraz ilerleme kaydedebilir…
Lost dizisi bu sezon 16 bölüm yayınlanacağı bildirildiği halde grev nedeniyle 8 bölüm yayınlanacağı haberleri verilmişti…insanlar grevin bitimiyle dizilerin daha fazla bölüm yapıp yapamayacaklarını konuşuyor..
mesela Jorge Garcia (hurley) thefuselage‘da, grevin ocak ayı bitmeden sona ermesi durumunda lost’un 4. sezonunu bitirebileceğine inandığını söylemiş..
kimliğini açıklamak istemeyen ama sektörün içinde olan biri de, grev ocak ayı bitmeden sonlanırsa, çoğu yapım, en azından 3-4 bölüm daha çıkarır demiş..
Heroes’dan alınan haber, grev bitse bile dizinin herhalde sezona dönüş yapmayacağı yönünde.. zaten dizinin 2. sezon fiyaskosundan sonra ciddi bir toparlanmaya ihtiyacı var, 2. sezona devam edecek bir iki bölüm olayları daha da kızıştırabilir..
zaten bu grevin işine geldiği iki grup var en başından beri; saçma salak reality showları yapan adamlar, bir de heroes yapımcıları..
3 şubat pazar itibariyle, wga grevi bitme noktasında..resmi bir açıklama için buraya bakabilirsiniz..
Grev bitimiyle lost da 3 ila 6 bölüme kadar senaryo çıkarabilirmiş.. abc de sezonun devam etmesini kabul ederse ve gerekli bütçeyi çıkarırsa (istememeleri için bir neden göremiyorum) büyük ihtimalle küçük bir sezon arası (mesela 1 ay) sonrası lost’un bir kaç bölümü daha olabilirmiş.. yani S04E08′e kadar kesin gidiyor.. sonra biraz ara verip grev sonrası yapabilecekleri bölümleri yayınlıyorlar…









Lost yapımcılarından Damon Lindelof, en son yapılan basın toplantısında verdiği röportajda; Lost’un gerçekte anlattığı hikaye nedir, dizi ne zaman bitecek, neden diziye yeni karakterler hazırlıksız eklenirken ana karakterler ansızın diziden ayrılıyor ve Lost izleyicilerini ilerleyen bölümlerde neler bekliyor gibi diziye ait birçok soruya cevap verdi. Yazının devamında Lindelof ile yapılan röportajı okuyabilirsiniz.
‣ Diziye tartışmalı bir şekilde dahil olan Paulo karakterinin Lost izleyicileri tarafından sevilmediğini söylendiğinde, Lindelof şöyle açıklıyor:
Evet ne yazık ki dizideki diğer karakterlerde de olduğu gibi izleyiciler karakterler hakkında henüz birşey öğrenmemişken o karakteri sevemiyorlar. Ya da bunun tam tersi şekilde karakter hakkında birşeyler öğrendikçe ondan daha da nefret edebiliyorlar.
Dizinin henüz başlarında ABC ve Touchstone’un Sawyer karakteri için yaptığı bir anket var. Anket sonuçlarına göre izleyiciler Sawyer’dan nefret ettiklerini belirtti. Ek olarak, Sawyer’ın kavgacı ve diziyle uyumsuz bir karakter olduğunu söylediler. Fakat Sawyer’ın geçmişine ait bölümler yayınlanmaya başladığında izleyicilerin fikirleri değişmeye başladı ve Sawyer dizi karakterleri arasında en çok hayranı olanlar arasına yerleşti.
‣ Sizce Lost ne zaman sonlanmalı?
Şahsi fikrim dizinin 90-100 bölüm sonunda tamamlanması yönünde. Hepimizin bildiği gibi ilk sezon açıklama ve başlangıç bilgilerini içeriyordu, ikinci sezon hatch’e giriş ve hatch’de neler olduğu hakkındaydı, üçüncü sezon ise diğerleri (others) hakkında olacak. Dördüncü sezonun ne hakkında olacağını söylemek istemiyorum. Dördüncü sezonun sonunda dizide 93 saatlik bir yayın yapmış olacağız sanırım bu da sona oldukça yaklaşmış olacak.
‣ Mr. Eko’nun ani ölümü üzerine sorulan soruya yanıt olarak Damon Lindelof dizinin anlatımını karakterlere göre değiştirdiklerini söylüyor:
Mr. Eko karakteri için Adewale ile konuştuğumuzda Adewale sadece bir sezon bizimle çalışmak istediğini söyledi. Bizlerde ona hemen karar vermemesini belki ilerleyen günlerde fikrinin değişebileceğini söyledik. Fakat sezon tamamlandığında Adewale bize dizide mutlu olmadığını, daha fazla dizide görev almak istemediğini söyledi. Ayrıca Adewale Hawaii’de yaşamak istemiyor, karısının yanına İngiltereye dönmek ve bir film aktörü olmak istiyordu. Bu durum karşısında sadece haklısın diyebildik. Kendisinden sadece bize altı bölüm daha müsade etmesini istedik. Çünkü sezon finalinde gerçekleşen patlama sonrasında Mr. Eko karakterini öldürmek istemedik. Eğer Mr. Eko gibi sevilen bir karakteri, diziden böyle bir kurgu ile ayrılsaydı bütün Lost izleyicileri bu durumdan rahatsız olacak belki de diziden nefret edeceklerdi.
| Çok kısa bir sürede bütün dünyayı ekranlara kilitlemeyi başaran, Lost dizisi ve bu dizinin karakterlerine ait toplam 109 tane duvar kağıdını aşağıdaki bağlantıdan indirebilirsiniz. | ||
![]() İndireceğiniz lost dizisi duvar kağıtları paketinde film oyuncuları Ana-Lucia Cortez, Charlie Pace, Claire Littleton, Hugo ‘Hurley’ Reyes, Jack Shephard, James ‘Sawyer’ Ford, John Locke,Kate Austenve Sayid Jarrah dubvar kağıtları ile karışık duvar kağıtları bulunmakta.Birçok kişinin hayran olduğu bu diziyi ben hala finallerim ve diğer çalışmalarımdan ötürü izleyemedim arkadaşlar Tabi öncelikle bunları temin edebileceğim bir yer bulmam lazım. Hem de bütün sezonlarını Buyrun buradan indirin: Lost Dizisi Duvar Kağıtları |
||
Alvar Hanso, Hanso Grup’un ve Hanso Foundation (Hanso Vakfı)‘ın Danimarkalı kurucusu ve yöneticisidir. Geçmişi hakkında çok az bilgi olmasına rağmen kendisinin Magnus Hanso’nun torunu olduğu ve İkinci Dünya Savaşı’nda orduya cephane sağladığını bilinmektedir. Ancak Alvar Hanso yıllar sonra “Daha iyi yarınlar için” diyerek, dünyayı korumak adına Hanso Vakfı‘nı kuracaktır.
1967′de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde meşhur “İnsanın kendi merakıyla kutsanması” konuşmasını yapmıştır. Bundan sekiz yıl sonra 1975′te Alvar Dharma Oryantasyon Filmi’nde yeni üyelere Dharma Initiative’i tanıtırken ve dünya üzerindeki amacını anlatırken yeniden ortaya çıkmıştır. 1962 yılında Birleşmiş Milletler Hanso’yu görevlendirmiş; bunun üzerine Hanso’nun Valenzetti Equation’ı (Valenzeti Denklemi) keşfetmesiyle dev proje başlamıştır. Valenzetti Denklemi, elde edilen bulgular doğrultusunda, insanoğlunun kendini yok etmeden önce kesin olarak ne kadar zamanı kaldığını gösteriyordu. Birleşmiş Milletler denklemin sonuçlarına aldırmamasına rağmen Hanso olanları ciddiye aldı ve bir adaya araştırma tesisleri kurdu. Bu tesislerin amacı, denklemin sonuçlarına müdahalede bulunarak, yaklaşan “dünyanın sonu”nun tarihini değiştirmekti.

Daha sonra Alvar, teorinin dayanak noktası olan Gary Troup’un “Valenzetti Denklemi” kitabının yeniden basım haklarıyla beraber piyasadaki tüm kopyalarını da satın aldı. Son olarak 2002 yılında Madrid’de görüldü ve sonrasında yıllarca ortalıktan kayboldu. 2006 yılında Rachel Blake tarafından Narvik, Norveç’te izine rastlandı. Kamera kaydında Hanso Vakfı‘nda kendisinin altında çalışan Thomas Werner Mittelwerk tarafından kendi evinde hapis tutulduğunu itiraf ediyor. Ayrıca Rachel’ın babası olduğunu ve Rachel durumdan şüphelenmeden önce yıllarca onun eğitim masraflarını gizlice karşıladığını da açıklıyor. Blake kaydı yayınlayıp yetkililere gönderince Hanso özgürlüğüne kavuştu ve Hanso Vakfı’nın internet sitesinde Mittlewerk’ün ahlaksız davranışlarından sonra Vakfı yeniden organize edeceğine söz verdiğine dair bir bildiri yayınladı.

Biyografi
“Hissettiği mahremiyet gereksinimi ve derinlerdeki tevazu duygusuyla Alvar Hanso, özel hayatının birkaç ayrıntısını halka açmıştır. Hanso, İlk hareketini İkinci Dünya Savaşı esnasında Avrupa ve çevresindeki çeşitli direniş hareketlerine cephane sağlayarak yapmıştır. Savaştan sonra NATO’ya yüksek teknoloji ürünü techizat sağlayıcılarının başında gelmekteydi. On yıllar boyunca gelişmiş silah sistemleri ile dünyayı koruyan Hanso, ilgisini bilimin ve teknolojinin kritik alanlarına çevirdi. Her zaman insan deneyimini artırmak ve tüm insanlık için daha parlak bir gelecek sağlamak amacıyla araştırma yaptı. Halen geniş şirketler grubunu yönetmesinin yanında Hanso hayırseverliğe yeni standartlar getirmiş ve tüm ırkın iyileştirilmesi için bilimsel deneylere destek vermektedir.”
The Hanso Foundation

1975 Oryantasyon Videosundan
“Ben Alvar Hanso. Eğer bu videoyu izliyorsanız demek ki Dharma Initiative’in kurucularından ve yöneticilerinden olan Gerald ve Karen DeGroot ile tanışmış ve onlarla beraber çalışmaya başlamışsınız. Önümüze daha hedefine ulaştırılmayı bekleyen araştırmalar olduğunun bilincindesiniz. Bilmediğiniz şey ise neden DHARMA Iniciative’i kurduğumuz, neden dünyanın en yüksek zekalarını bir araya getirdiğimiz ve onlara sonsuz maddi destek ve erişim imkanı verdiğimizdir.”
Evet! “Mittelos Bioscience da nedir?” dediğinizi duyar gibiyiz. Mittelos Bioscience Not in Portland isimli 3. sezon 7. bölümde karşılaştığımız bir araştırma laboratuarı. “Mittelos Bioscience’ı önemli kılan nedir?” sorusunun cevabını da almak istiyorsanız öncelikli olarak 3. sezon 7. bölümü izlemenizi daha sonra diziye yeni boyut kazandıran “Mittelos Bioscience” yazısının devamını okumanızı öneriyoruz. Yazının bundan sonraki kısmında “Mittelos Bioscience” hakkında spoiler içerebilecek detaylı bilgiler yer almaktadır.
Öncelikli olarak Lost ipuçları isimli yazıda sizler çevirisini yaptığımız röportajı tekrar okumanızı öneriyoruz. Röportajdan alıntı yaparak Mittelos Bioscience’ı açıklamaya başlayalım.
BİRİNCİ SEZONDA JACK VE KATE’İN MAĞARADA BULDUĞU İKİ İSKELETİN ANLAMI/ÖNEMİ NEDİR?
Calrton Cuse: Bu sorunun cevabı adanın zaman akışında saklı. Bunun hakkında çok fazla konuşmak istemiyoruz ama 7 Şubat’ta yayınlanan bölümde birkaç tane ipucu bulunuyor. Bunlardan biri bir anagram. Bu anagram iskeletlere ışık tutuyor ve sezonun ilerleyen haftalarında çözülecek olan daha büyük bir gizemin çözülmesinde önemli bir ipucu görevi üstleniyor.
Anagram
Röportajda bahsi geçen anagramımız Mittelos. Mittelos anagramı Lost Time‘ı işaret ediyor.
23 numaralı oda, Not in Portland isimli 3. sezon, 7. bölümde, Alex’in sevgilisi Karl’ın tutulduğu Hydra istasyonuna ait olan binada yer alıyor. 23 numaralı odaya girdiğinde Karl’ı bir sandalyaye koluna içinde muhtemelen uyuşturucu olan bir serum bağlanmış şekilde, gözünde LED’li ve büyüteçli gözlüklerle gördük. Karl’a izlettirilen beyin yıkama videosundaki görüntülerde Hanso Vakfı‘nın kurusucu olan Alvar Hanso ve Dharma Initiative kurucularından Gerald DeGroot gibi detaylar yer alıyordu. Haberin devamında Karl’a izlettirilen videoya ait detayları görebilirsiniz.
Lost Experience ile Bağlantısı
Karl’ın izlediği videonun bir benzeri, ‘Psikolojik Test Videosu’ adıyla Lost Experience’ta yer alıyor. Bu video, yazısız ve sessiz 115 rastgele görüntüden oluşuyor.
Videodaki sesler
Beyin yıkama videosundaki sesler tersten dinlendiğinde bir kadının “Only fools are enslaved by space and time” yani “Sadece aptallar uzay ve zamanın esiridir” dediği duyuluyor. Benzer sözler “Uzay ve Zaman Üzerine Budist Yaklaşımı” adlı Dharma konuşmasında da şöyle yer alıyor:
“Akıllı olanlar uzay ve zamanı mükemmel şekilde kullanmayı bilirler. Özgür ve uyum içerisinde bir yaşam sürerler. Aptallar uzay ve zamanın esiridir. Tüm gün oradan oraya koşuşturmakla meşguldürler. Aptal ya da akıllı, fark ortadadır.”
Jacob

Görüntülerden birinde “God loves you as He loved Jacob” metni gözüküyor. İncil uyarlaması olduğu düşünülen bu metindeki Jacob’un; “I do” isimli bölümde Danny’nin Jack için “Jacob’un listesinde değildi” cümlesindeki Jacob olup olmadığı bilinmiyor.
Clockwork Orange
Benzeri beyin yıkama sahneleri Kubrick yapımı “A Clockwork Orange” filminde de kullanılmıştır.
Görüntüler






3. sezon 10. bölüm için yayınlanan tanıtım videoları beraberinde, dizide olduğu gibi soru işaretlerini getirdi. Tanıtım videolarında Vincent’ı ağzında bir cesete ait bir kol ve bir anahtarla gördük. Buna göre cevap arayan sorular arasında;
- Vincent’ın ağzında taşıdığı kol kime ait?
- Vincent’ın taşıdığı anahtar nereye ait?
gibi sorular yer alıyor. İlk tahminler kolun Mr. Eko’nun kardeşi Yemi’ye ait olduğu, anahtarın ise Desmond’un hatch patlamadan önce kullandığı anahtar olduğu yönündeydi. Minik bir araştırma ve bir sonraki ilerleyen görüntülerini yorumlayarak kolun kime ve anahtarın ise nereye ait olabileceğini yorumladık. Spoiler olabilecek bu yorum için yazının devamını görüntülüyebilirsiniz.
Tanıtım videolarında Vincent ağzında bir cesete ait bir kol ve bir anahtarla görülüyor. İlerleyen görüntülerde ise Sawyer, Jin ve Hurley’i yanlarında bir cesetle birlikte, eski bir Volkswagen minibüste otururken görüyoruz. Bu noktada kolun Mr. Eko’nun kardeşi Yemi’ye değil görülen bu cesete ait olduğunu söyleyebiliriz. Anahtara gelince; Volkswagen minibüs görüntüsü doğrultusunda anahtarın minibüse ait olabileceğini ihtimali değerlendirdik. O döneme ait Volkswagen minibüs anahtarları ile Vincent’ın ağzında taşıdığı anahtar karşılaştırıldığında formlarının birebir aynı olduğu görülüyor. Özetlemek gerekirse; kol minibüse dayalı olan cesede, anahtar ise Volkswagen minibüse ait.



Not: Bu sadece bir ön tahmin olup, dizinin sırlarını açıklama gibi bir amaç taşımamaktadır.

1.03 - Tabula Rasa
1.sezonun 3.böümünde (Tabula Rasa) Oceanic Havayollarına ait uçağın enkazının etrafında Walt’ı görüyoruz.Ancak o sahneden uçağın üstündeki Dharma Logosunu kaçırıyoruz.Muhtemeln henüz ilk 3 bölümde Dharma’nın ne olduğunu bilmediğimiz için logoya dikkat etmiyoruz.Ancak senaritsler yine de üşenmeden bu küçük ipucunu bize vermeyi es geçmemişler

1.13 - Hearts and Minds
Boone Avusturalya’da Shannon’un erkek arkadaşını şikayet ederken , Boone’un arkasından Sawyer geçiyor.

1.16 - Outlaws
Hurley’in lotoyu kazandığını açıklayan kadın.1.Sezonun Outlwa bölümünde Sawyer ile aynı otel odasında görünüyor.

1.20 - Born to Run
Bu bir çekim dikkatsizilği mi bilemiyorum ama dizi içerisinde aynı araba 3 farklı sahnede kullanılmış.Kate ile Tom’un çarptığı araç , Micheal’e çarpan araç ve Locke ile annesi alışveriş merkezinin otoparkında iken yine aynı araç görünüyor.
Maliyet hesabı yapacaklarını düşünmediğim için bu görüntülere de yer veriyorum

1.20 - Born to Run
Kim demiş Lost’ta da hata olmaz.”Imaging” yazılacağına sanırım biraz abartılmış

1.21 - Exodus Pt 1
İşte bir kamera hatası daha , salın yanında gözüken kameramanı LOST hayranları kaçırmadılar

1.22 - Exodus Pt 2
4 8 15 16 23 ve 42 bakınız dizinin nerelerinde kullanılmış

1.22 - Exodus Pt 2
Bir çekim hatası daha.1.Sezonun son bölümünde Bizimkiler bu ıssız adadan sal ile okyanusa açılırken sağ üst köşede bir yat görünüyor
Katkılarından dolayı Jaimz teşekkürler.











